Ghost

Womanizer

Ben de kalp yapmaya çalıştım bacaklarımdan. Ama olmadı. 
” Nereden başlasam sonunda o ışıkla karşılaşıyorum Yarı çıplak utanmaz bir kadın resmini aydınlatıyor Akşam oluyor ya bir türlü inanamıyorum Oturmuş iri yapılı adamlar esrar çekiyorlar Daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su Sarı toprakdan testileri güneşte pişiriyorlar. ”

Ben de kalp yapmaya çalıştım bacaklarımdan. Ama olmadı.

” Nereden başlasam sonunda o ışıkla karşılaşıyorum
Yarı çıplak utanmaz bir kadın resmini aydınlatıyor
Akşam oluyor ya bir türlü inanamıyorum 
Oturmuş iri yapılı adamlar esrar çekiyorlar 
Daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su 
Sarı toprakdan testileri güneşte pişiriyorlar. ”

üzgünüm Anonim

Neden ?

” Eğer geçmeseydi Kur’an-ı Kerim’in üstünden onlarca kuşak, ben inanırdım yazılanların hepsine. Ama inanmıyorum onlarca kuşağın dürüstlüğüne. O onlarca kuşağın dinine sadakatine inanmıyorum. Çünkü insanı tanıyorum. Çünkü kendimi tanıyorum. Canı öyle çektiği için duaları değiştirecek her dinden kuşaklar tanıyorum. İnsan dokunduğu her şeyi kirletmiştir bugüne kadar. Dinin kendini bundan koruması o kadar uzak bir ihtimal ki ! Kimse gelip anlatmasın bana insanın iyiliğini, din kitaplarını. Ben sadece mucizeleri kabul ederim. Onlara inanmak, insan zekasının kötü tarafından çıktığı belli olan yazılara inanmaktan daha kolay. Kızıldeniz’in yarıldığına, gerektiğinde kadının dövülebileceğinden daha çok inanıyorum. Çünkü mucize bana daha temiz geliyor. Ne birinin çıkarına, ne de bir başkasının zararına binlerce yıl önce bir denizin yarılmış olması. Ya da bir mağara girişinin örümcek ağlarıyla kapatılması. Ama o, Adam Smirth’in ekonomi için söylediği ancak bu konuya da uyan o ” gizli eli” öyle bir hissediyorum ki dört kadınla yatılan aynı yatakta. Öyle hissediyorum ki o kirli insan elini, Yahudi’nin, Protestan’ın para kazanma hırsında. İnanılanın bu dünya dışından gelmesi gerekir beni benden alabilmesi için. İsmi farketmez. Allah, Tanrı, Jah.. Her neyse, benden olmamalı! Bendeki çıkarcılığı, kıskançlığı, hırsı onda gördüm mü, soğurum yazdıklarından. Ama ben bilirim ki yine insandır onları ortaya serpiştiren. O kutsal kitaplara kanlarını karıştıran. İnanırsam bir gün boyun eğerim iyiliğe. Ama matbaadan çıkmış bir kitaba inanmamı beklemek, zekamla alay etmek dışında benden insanın kötülüğünü de unutmamı beklemek olur. Tanıdığım o iğrenç türü de unutursam bir gün, inanırım elbet yazılanların hepsine.. Dürüst olalım.. Dinler ve Tanrılar! Hepsi ben ölünceye dek.. “

“sigortalı bir işe girilmeden aşık olunmuyor.”

Umarım uyumamışsındır, biraz konuşmak istiyorum. Seni hiç tanımıyorum, ama artık içimde tuttuklarımı birine anlatmam gerektiğini biliyorum. Eğer bana katlanabileceksen cevap ver lütfen :) Anonim

Ne zaman anlatmak istersen dinlerim sevgili anonim (:

Ah Laure.
” Kaldırım taşlarının altında kumsal var “

” Kaldırım taşlarının altında kumsal var “

Birbirimize soracağımız o kadar çok soru, konuşmamız gereken o kadar çok konu vardı ki biz çareyi susmakta bulmuştuk. Hem korkuyorduk da, göz göze geldiğimiz birkaç saniyeden anladığım kadarıyla. “Benim sorularıma cevap verir de sıra ona gelirse?” korkusu vardı üstümüzde muhtemelen. Ya da sadece bende vardı, onu dahil etmeden. Zaten hiç anlayamamışımdır gözlerini, ya onlar yalan söyler ya da ben gerçeklerden kaçıp yalanlara sığınırım. Onun için sadece bende vardı herhalde bu korku, yıllar öncesinden miras kalmıştı hem de. Rakamların yerini harflerin aldığı bir matematik dersinde ilk kez “anlamadım” dedim, ömrümde ilk kez anlamak istediğim halde anlamadığımı birisi anlasın istedim, anlamadı. “Nesi var bunun anlaşılmayacak, gel tahtaya” dedi, gittim. Orda da anlamadım; oturmak ya da ayakta olmak değildi bunun nedeni, ben harflerle matematiği bağdaştıramamıştım, anlamamıştım. O günden sonra vazgeçtim anlamadıklarımı sormaktan. Nasılsa “o” anlardı, ona inanır, aldanırdım. Anlamadığım anlaşılmasındı, aldanmaya razıydım.

“Şehre mega hafıza uzmanı gelmiş, konferanslar verecekmiş, duydun mu?”

dedi, evet gerçekten söyledi bunu. Onca sorunun, geçen onca zamanın muhasebesi bitmişti, maga hafıza uzmanından konuşalım istiyordu.

“Biz çocukken çıkardı ya televizyona, hani seyircilerle oyunlar oynar hafızasının ne kadar güçlü olduğunu gösterirdi.”

Aferin ona. Bu nerden çıktı demedim, ben de sarıldım bu gereksiz konunun gittikçe zayıflayan kollarına suskunluğun kuyusunda daha da derinlere düşmemek için:

“Hayret” dedim, “benim ufalıp küçülmesini hatta yok olmaya yüz tutmasını istediğim şeyin, hafızanın ve hatırlamanın, gelişmesi genişlemesi için insanlar uzman oluyor, uzmanları dinliyor.”

Anladı, üstelemedi. Ama anlamasın isterdim, sorsun, ben de “ne var bunda anlaşılmayacak” deyip hazırlıksız yakalayayım isterdim, belki de rahatlardım. Olmadı, sormadı, sormadım.

“Ben balık hafızalı olmak istiyorum” dedim saniyeler sonra. İçimde kanatılmayı bekleyip tatlı tatlı kaşınan bir yara vardı, açılsın istiyordum. “Her gördüğüm yeri ilk kez gördüğümü sanıp sonra alışmış olmak, her şeyi önce öğrenip sonra unutmak, akvaryumumu her turumda yeni evimmiş sayıp sağa sola giderek güzelliğine iç geçirmek, süs olsun diye konulan köprünün altından üstünden geçmek ve bunların hepsini yaparken hepsini aynı anda unutmak, beni izleyerek huzur bulanların huzurumu kaçıranlar olduğunu hemen unutmak…”

Yine olmamıştı, tuzağa düşmemiş, neden diye sormamıştı.

Ben de soramam korkarım sıranın bana gelmesinden. Cevaplarından korktuğum sorular var, ne olurdu tuzağa düşseydi?

Bir ben miyim acemi kalan?

D...daşağını yiyim hala beybi... Anonim

Ahahahah :) Daha çok var hala olmaya.

Müzik benim gıdam. ruh gibiyim.